10:38:59  18 Eylül 2014 Perşembe


Uğur Mumcu’yu kim öldürdü?

Uğur Mumcu’yu kim öldürdü? Daha doğrusu Mumcu cinayetinin arkasındaki isimler kimler? Yıllardır cevaplanmayı bekleyen bu soru Adnan Gerger’in Umut Operasyonu’nu belgelediği kitabıyla bir kez daha gündemde. Gerger, kitabını ve ayrıntıları anlattı...
12 Eylül 2011 Pazartesi, 14:38:50
Uğur Mumcu’yu kim öldürdü?

Uğur Mumcu öldürüldüğü zaman evinin bir sokak üstünde oturuyordum. Çocuktum ve bomba patladığı an tabii ki korkmuştum. Bağırışlar, kalabalık, sirenler... Dünyadan bihaber vatandaş olsaydım bile sırf bu sebepten dolayı bu olayı unutamayabilirdim ama ondan daha kötüsü vardı. Uğur Mumcu'yu kim, neden öldürtmüştü? Birçok faili meçhul cinayet ve suikast gibi karanlıklara giden bu soru da cevapsız bekliyordu, hala da bekliyor.

Gazeteci-yazar Adnan Gerger, 'Uğur Mumcu'yu Kim Öldürdü?' kitabında işte bu suikastin polis-adliye tarafını aydınlatmaya çalışıyor ve birçoğu ilk kez ortaya çıkan belgelerle suikastin arkasındaki somut bilgileri okuyucusuyla paylaşıyor. Uzun yıllar polis-adliye muhabirliği yapan Gerger, Mumcu cinayetiyle ilgili iddiaları, teorileri bir yana bırakarak kitabını somut belgeler üzerine kuruyor. Umut Operasyonu'nu ve Mumcu cinayetinin faillerini bu belgelerle gösteriyor.

24 Ocak 1993’te aracına konulan bombayla katledilen Mumcu’yu öldüren isimler kitapta her ayrıntısıyla yer alıyor. İran gizli servisi tarafından eğitilen isimler, Kudüs Ordusu ve Tevhidi Selam, Necdet Yüksel, Ferhan Özmen ve bir numaralı fail Oğuz Demir'in olaydaki rolleri, sürecin işleyişi, sorgu tutanakları...

 

Mumcu suikatinin arkasındaki perde hala karanlık. Kimin öldürttüğü sorusu da... Ama Gerger'in kitabı bu karanlığı daha iyi anlamak için önemli bir çalışma. Hem devletin elindeki belgeleri görmek, hem de operasyonun işleyişini göstermek açısından belgesel niteliğinde bir kitap. Gerger, kitabını ve Uğur Mumcu suikastinin ayrıntılarını anlattı:

'Uğur Mumcu’yu Kim Öldürdü?' bir araştırma, bir belgesel kitabı… Kitabınızın büyük bir kısmı belgelerden, tutanaklardan oluşuyor. Bugüne kadar ortaya çıkan/basına yansıyanlardan ne kadar fazlası var kitapta?
O döneme ait böyle bir derleme ilk kez yapılıyor, bu yüzden her yönüyle bir ilk kitap. Ayrıca, Umut Operasyonu ve Davası sürecindeki belgeler ilk kez böylesine derli toplu ve detaylı bir şekilde kamuoyuna sunuluyor. Sanıkların gözaltındayken ve mahkemede verdikleri ifadeler, bağlantıları, yer göstermeler, teşhisler, yüzleşmeler, resmi raporlar, bilirkişi ve ekspertiz görüşlerinin bir çoğunun da ilk kez gün ışığına çıktığını biliyorum.

Uğur Mumcu’nun arabasına bomba koyduğu ve diğer eylemlerde de etkin rol oynadığı gerekçesiyle 18 yıldır aranan zanlı Oğuz Demir’le ilgili ayrıntı da ilk kez kitabımda yer aldı. O dönemde yazılan her haberi çok yakından takip ettim. Neler yazılmış, neler yazılmamış daha dün gibi biliyorum. Bu benim için aynı zamanda bir zorunluluktu. Çünkü hangi haberi atladım, hangi haberi atlattık, kim ne yazmış her gün pür dikkat izliyorduk. Bu nedenle bu kitapta yer alan birçok şey, o dönem yazılan haberlerden daha ayrıntılı ve ilk kez gün ışığına çıktığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Suikastın gerçekleştiği andan itibaren işin içinde olan bir gazetecisiniz aynı zamanda. Ne kadar süredir bu kitabı hazırlıyorsunuz?
12 Eylül askeri darbesi’nin hemen öncesinde gazeteciliğe başlayan ve o gündür bugündür bu tür olayların ve soruşturmaların peşinde koşuşturuyorum. Otuz yıl sokakta koşan, olayların içerisinde olan bir gazeteciyim, yazarım. Bu tür karmaşık olaylara at gözlüğüyle değil kelimenin tam anlamıyla bir gazetecilik misyonu ve bilinciyle bakmayı öğrendim. Bu kitabı yazarken de böyle bir bakış açısıyla yola çıktım. Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı gerçekten bu ülke için önemli insanlardı. Uğur Ağabey, örnek aldığım bir meslek büyüğümdü, örnek bir gazeteciydi. Bu kitabı yazma fikri, Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü gün aklıma koymuştum. 18 yıllık bir çalışmanın, ürünüdür bu kitap.

Önemli bir dava, elinizde çok önemli belgeler var. Peki, neden daha önce ya da sonra değil de şimdi?
Kitabımın yayınlandığı duyulur duyulmaz, hemen “manipülasyon” damgasını vuran bir çok insan oldu. El insaf! Daha okumadan, kitabın içine şöyle bir bakmadan bile hemen bu kitabı küçümsediler. Çok rastlanıyor bu durumda. Gazetecilikte de edebiyatta olduğu gibi ne yazık ki bir hastalık ve salgın bir davranış. Hemen bir suçlama ve karalama çabası.

Bu kitap, ne bir ideolojik kitap ne de başka herhangi bir kaygıyla yazılmış bir kitaptır. Bu sadece bir gazetecinin deneyimiyle yazdığı bir belgesel kitaptır, o kadar. Hiç kimse bunun altında başka bir şey aramasın. Birçok gazeteci, yazar ya da üçüncü kişiler “Bu kitabı nasıl yazdın? Nasıl cesaret ettin?” dedi. Böyle bir konuyu irdelemek ancak birkaç kişinin tekelinde olmasının getirdiği şaşkınlıktır bu, bir de tabu denilen bir konuyu tüm açık yürekliliğimle ele almama duyulan şaşkınlık. Daha açık konuşayım. Bu kitabı ne birisi istedi diye yazdım ne de bana yazdırttı. Öyle olsaydı, daha çok belge yer alabilirdi. Benim topladıklarım bunlardı. Düşünün 52 klasörlük bir davadan söz ediyoruz.

Şu anda yayınlanmasının da hiçbir anlamı yok. 18 yıldan bu yana aklıma koyduğum bir kitaptı. Daha önce de kitaplar yazdım. Aslında bu kitabı iki sene önce aklımda yazmayı bitirmiştim ama yine de erteliyordum. Henüz bitmiş bir kitap da değildir aslında… Evet, bu kitabı yazıyordum ama diğer yandan da yine kitapla ilgili verileri toplamaya da devam ediyordum. Sonunda bir yıl önce yazmaya başladığımda kendi kendime “Bu artık böyle olmayacak bunun sonu yok, artık bitir de yayınlansın. Olmazsa ilave baskıyla kitaba ekleme yaparım” dedim.

'Normal' bir vatandaşın belki de asla bilmeyeceği/ duymayacağı ayrıntılar var kitapta. Bunlar sizce birçok soru ve kafa karışıklığına cevap olacak mı?
Gerçekten o döneme ait o kadar çok kafa karışıklığı var ki… Bir ülkenin yakın tarihinin en karanlık döneminden bahsediyoruz. Ve biz hâlâ bırakın açıklamasını, çözümlenmesini o karanlık dönemi tanımlayabiliyor muyuz, acaba? Neydi o dönem? 1990 yıllar da ne oldu? 1980 askeri darbesinin hemen sonrasında yaşanan en kaotik halinden bahsediyorum. Şimdi o dönemi yorumlamak o kadar kolay değil? Her şeyden önce o dönemi yorumlamak için tüm kendi öznel düşüncelerimizden soyutlanmamız, gözümüzden politik gözlüklerimizi atmak gerek. Çünkü o dönemi asla ideolojik kılıflarla anlayamazsınız, anlatamazsınız, yorumlayamazsınız.

Herkes durmadan birbirini suçluyor. Suçluyor da elde avuçta ne kalıyor. Bir hiç. Bir kısır döngü. Daha önce de dedim, ezbere konuşuluyor. O dönemde hangi olayların olduğuna dair bugüne kalan ya da bugün aktarılan doğru dürüst bir tanımlama, bir bilgi yok. Türkiye’de öylesine yoğun gündemiyle dolu bir ülke ki… Üstelik toplumsal belleğimiz de gerçekten çok zayıf. Dünü hemen unutuyoruz… Her şey birbirine karıştırılıyor. İstedim ki, bu kitapta her şeyden önce belli bir dönemde neler yaşandığının fotoğrafını çekeyim. Hiç olmazsa en azından o dönemin bazı zaman aralığında neler olup bittiğini, merak edenler belgelerle öğrensin, bilsin…

Uğur Mumcu suikastıyla ilgili birçok iddia vardı hala da var. Kitaptaki belgeler bu iddialara çok yer vermeden - sondaki kısa bölüm haricinde - işin polis-adliye kısmını gösteriyor. Bu, iddiaları dışlamak olarak mı yorumlanmalı yoksa tüm kafa karışıklığı içerisinde bazı şeyleri netleştirmek olara mı?
Bu soruya yanıt vermek o kadar tehlikeli ki… Çünkü ne yanıt verirseniz verin taraf olacaksınız. Oysa bu kitabı yazarken, asla taraf olmadım, olamam da… Bir gazeteci olarak kitabı yazdım. Bu nedenle, kitabı yazarken ne ortalıktaki bir sürü iddiayı çürümek ne de bazı insanların kafasını netleştirmek gibi bir derdim oldu. Bunları düşünmeden yazdım. Sonuçta bir belgesel-araştırma yazıyordum. Herkesin inanmasını beklediğim bir kutsal kitap değil ki bu. Zaten kitabın tanıtımlarında, eleştiri yazılarında da kitabın “Umut Operasyonu ve Davası” sürecini, bilinmeyen yönleriyle, belgeleriyle kamuoyuyla paylaşıldığını duyurulmuştu. Herhangi bir yargıyı ileri sürmek ve bir hükme varmak benim işim değil.

Bu tür çalışmalarda mümkün olduğunca diğer varsayımlara da değinmek gerekiyor. Diğer iddiaların yer aldığı son bölüm de böyle çıktı ortaya. Evet, bütün iddialar yer almıyor ama yer verdiğim iddialar, “Umut” operasyonu başlamadan önce dile getirilen en ciddi görülen iddialardı. Uğur Mumcu suikastıyla ilgili birçok iddia var. Elbette bu iddialar tartışılmalı. Olaylara çok boyutlu bakmak gerek ama dediğim gibi bunların arasında ayıklama yapmak da gerek.

Kitapta yorum yapmıyorsunuz? Bu tercihinizin sebebini söyleyebilir misiniz?
Yorum yapmak subjektif bir davranış biçimidir. Oysa yazdığım şeyler bir iddia değil. Resmi, kayıtlı veriler bunlar. Bu verilere yorum yapmak gerekmiyordu. Sonra siz bir belgesel-araştırma kitabı yazıyorsunuz, yorum yaparak öznel düşüncelerinizi insanlara aşılayarak onları yönlendirmenize gerek yok ki… Hatta tam tersi, istiyorum o dönem tüm boyutlarıyla yeniden tartışılsın.

Bunu biraz da şundan soruyorum; Bir yerde 'altı yıl sonra gerçek anlamda soruşturmaya başlanıyordu' bilgisi veriliyor. Sizce okur bu 'ihmal'in ardında yatanın irdelenmesini istemez mi?
Kitabı okuduğunuz için kitabın hangi olgunun çevresinde geliştiğini biliyorsunuz. Haklısınız. Kitabım aslında, hep bu minval üzerinde geliştirildi, “Bu suikastlar işlenirken devlet neredeydi?”sorusuna yanıt aramakla yıllarımı geçirdim. Bu sorunun, “Kim öldürttü? Bu suikastları kim işlettirdi?” sorusuna geçiş yaptığını da herkes biliyordu. Buna rağmen önüme çıkan herkese sordum, bu sorunun yanıtını almaya çalıştım. Tamam, dava dosyasına göre tetikçiler yakalanmasına yakalanmıştı da, eeee, ya sonrası? Düşünün operasyon için tam altı yıl beklenmiş. Neden beklenmiş? Doğru zamanda doğru yerde operasyon yapılması için mi? Bir gazeteci olarak ilk önce böyle bir soru akla geliyor.

Umut operasyonunun başlangıcı olarak Hizbullah operasyonlarının yapılması gösteriliyor. Ve ondan sonra başlatılan Umut Operasyonu ve adli süreci, dünyanın sayılı operasyonları olarak sayılacak tüm Avrupa’da son yılların en başarılı operasyonu ders olarak okutulacak kadar örnek bir operasyon oluyor. Tezada bakar mısınız? Tüm bunlardan geçelim. Burada bir soru daha soralım. Kitapta söz konusu olan, 1987 yılından 1993 yılına kadar olan zaman diliminde işlenen suikastlar niye durdurulmadı? Kitapta bu ihmallerin yanıtlarından önce işte bu soruları sordurtuyor ve o dönemi bu boyutlarıyla da irdelenmesini sağlıyor.

O dönem ülkede bir dizi suikastlar düzenleniyor. Altı yıl sonra gelen bir soruşturmayla bu suikastların içerisinde bir zincir bulunuyor. Yani işlenen bazı suikastlar, eylemler aynı suikast zincirinin halkası olduğu ortaya çıkartılıyor. O zaman anlaşılıyor ki, o dönem ülkede işlenen suikastlar, eylemler farklılıklar gösteriyor. Umut Operasyonu ve adli süreci de işte sadece Uğur Mumcu suikastını değil, on sekiz eylemi de ortaya çıkartan bir süreç olarak devletin kayıtlarına geçiyor.

Umut Operasyonu'nun tüm yönleriyle dökümünü yapmışsınız. Peki, sizce Umut Operasyonu, Uğur Mumcu'yu Kim Öldürdü'nün cevabı mıdır? Yada asıl soruyu sorayım: Uğur Mumcu'yu kim öldürttü?
Umut Operasyonu'nun dava dosyasında yer alan belgelere göre, “Uğur Mumcu’yu Kim Öldürdü?” sorusunun yanıtı veriliyor. Ama “Kim öldürttü?” sorusunun yanıtına gelince yok, işte. Yok, çünkü bu soru devletin kayıtlarında yok. Sorusu olmayınca da yanıtı olmaması doğal… Ama bu soruyu soran bizleriz. İşte bu kitap, bu soruyu ortaya çıkaran bir kitaptır. Şu ana kadar yanlış sorularla yıllarımız geçti ve havanda su dövdük. Aslında doğru soru bu. “Kim öldürdü?”den daha çok “Kim öldürttü?” sorusunu tartışmalıyız. Buna yanıt verilirken çok bilinen klasik yanıtlar verilebilir, iddialar ortaya atılabilir, varsayımlar ileri sürülebilir. Olsun, tartışılması gerekir.

Bu sorunuza, Uğur Mumcu’nun “Dipsiz Kuyu” başlıklı yazısından alıntı yaparak yanıt vereyim, en iyisi: “Ortadoğu, emperyalizmin kol gezdiği, terör örgütleri ile çeşitli istihbarat örgütlerinin kanlı ve kirli oyunlar oynadığı karanlık bir dipsiz kuyudur. Bu karanlık ve dipsiz kuyuda cinayetler birbirini izler. Halk deyişi ile Ortadoğu’da ‘kimin eli kimin cebindedir’ bilinmez. Kim, kimi, neden öldürüyor? Bu soruların yanıtlarını anında bulmanın olanağı da yoktur. Olaylar yıllar sonra aydınlanır. O da bir kısmı!”

Bir önceki soruya ek olarak; kitap bittiğinde okuyucu neyi öğrenmiş olacak?
Okuyucu her şeyden önce, o dönemde yaşanan bazı çok önemli olayları, suikastları bildiği gibi, Umut Operasyonu'nun nasıl yapıldığını, bu operasyonda neler olup bittiğini öğrenecek. Elbette, işte bu adli süreçte, Uğur Mumcu’nun zanlıları olarak kimlerin yakalandığının sorusunun yanıtını da alacak.

Suikastla ilgili bu kadar iddia/komplo/ihmal içerisinde varken, kitabınız bunların neresinde duruyor?
Kitabımın bu tartışmaların mihenk taşı olduğuna inanıyorum. Kitabı yazarken gösterdiğim duyarlılık ve özen, kitabı yazmak isterken harcadığım emekten çok daha zordu. Bu zorluk böyle bir kitabı yazmanın zorluğu değildi. Kılı kırk yarmanın zorluğuydu. Biliyorum, devletin bu belgelerine burun kıvıranlar, küçümseyenler, inanmayanlar olabilir. Ama görmezden gelinir miydi? Hiç mi yazılmasaydı?

Bu konuda devletin belgelerine çok yüz verilmemesi gerektiğini düşünenler var. Öte yandan ezberci bir yaklaşımla 'Derin devlet yaptı' da deniliyor. Bu durum sizce olayın derinlemesine incelenmesini engelliyor mu?
Türkiye’de bir “derin devlet” olgusunu kimse yadsıyamaz. Ve o karanlık dönemde, her türlü yasadışı güçlerin cirit attığı bir dönemdi. Yasadışı güçler derken maalesef bu kişilerin o dönemde devlet görevlileri olduğunu artık herkes biliyor. Bu devlet görevlilerinin hem de güvenlik güçleri olarak görev yaptıklarını o dönemde yazanların başında gelen ve yine o dönemde birçoğunu deşifre eden gazetecilerden birisiyim. Bu kişilerden bazılarının kendilerine bu kimliklerini kullanarak kendine vazife biçtiğini de… Ama her olayın arkasında böyle bir olguyu aramak ne kadar doğru? O dönemde işlenen suikastların tümü hep aynı zincirin halkası olabilir miydi? Bunları kategorize etmek bile yanlış sayıldı. Yapanlar tu kaka ilan edildi. İnsanlar da böyle bu suçlamaya maruz kalacağına susmayı tercih etti.

Bir örnek vermek istiyorum. Şimdi bu kitabımla eleştiriler yapılıyor. Daha birkaç gün önce bir televizyon kanalında izledim. Ben olmadan kitabım isim verilmeden tartışılıyordu. Bir kadın ve bir erkek meslektaşım tartışıyorlardı. Her ikisi de ayrı ayrı gazetelerde ayrıca köşe yazısı da yazıyordu. Bu arkadaşlarım, Uğur Mumcu’nun radikal dinci örgüt üyesi tarafından öldürüldüğüne inanmadıklarını, komplo şüphesini taşıdıklarını söylüyordu. Konuşmamın başında bu olaylara at gözlüğüyle bakılmaması, belli bir ideolojik çerçeveden bakılmaması gerekir, derken bunu anlatmaya çalışmıştım. Yani en azından keşke kitabımı alıp inceleseler de öyle konuşsalardı. Bunun nedeni kendi düşüncelerine şartlanmaları, tüm olaylara bu açıdan bakmalarıdır. Bu ezber elbette hâlâ geçerli… İsteyen istediğini düşünsün ama bu belgeleri bu iddiaları çürütmek adına ortaya koymadım. İnanın bu belgeleri kendileri de bulsalar yazarlardı. Bu kitabı kendisine gazeteci diyen hangi insan yazmaz ki…

Uğur Mumcu'yu Kim Öldürdü? tam bir belge kitabı. Ama olayı öyküleştirerek anlatmışsınız. Bu aynı zamanda edebiyatçı olmanızla mı ilgili?
Bu bilinçli bir tercihimdi. Benim için çok zor oldu ama bunu başardığım için sevinçliyim. Elbette, romancı yanım olmasaydı böyle bir şeye kalkışır mıydım, bilmiyorum. Bunu yapmamın nedeni, belgesel-araştırma kitaplarının çok sıkıcı olduğu bir gerçek. Bilimsel, akademik kitaplar da böyle. Bunu okutmanın yolu ne diye düşündüm, sonunda her belgeyi öyküleştirmekte buldum çareyi. Kitabın yaklaşık ilk yüz-yüz elli sayfası belgelerden öykülenerek yazdım. Bir roman gibi, bir film senaryosu gibi bir şey oldu. Aslında bunları yazdıktan sonra belgelere de ihtiyaç kalmamıştı. Ama sonunda bir belgesel-araştırma kitabı yazıyorsunuz ve bu kitabınız bir başvuru kaynağı olacak. Bu nedenle belgelere de yer vermek zorunda kaldım. Ama aldığım tepkiler çok olumlu.

Onlarca belge var. Ve bunları yorumsuz bir şekilde paylaşıyorsunuz. Bu da kitabın kendisini bir belgeye dönüştürüyor. Bu, sizin mesleğiniz açısından da çok önemli olsa gerek...
Elbette, bu kitap bir referans kitabı. Bir başvuru kaynağı. Bu kitabı yazmak için kendime söz vermiştim, Uğur Mumcu’ya layık olmak için. Bu sözümü yerine getirdiğim için gazetecilik adına kendimi şanslı sayıyorum. Eksikliklerim vardır. Ama tek başıma yapabildiğim çalışmada ben ancak bunları yazabildim. Evet, böyle bir kitabı yazmak benim açımdan mesleğim açısından bir risktir de… Çünkü kafadan birçok yafta boynunuza geçirilecekti. Ama dediğim gibi, bu çalışma son derece iyi niyetle uzun yıllar emek verilmiş bir çalışmaydı. Yayınlanmadan önce ben de çok korktum, çok düşündüm. Ama şimdi aldığım tepkilere bakınca iyi ki yazdım ve yayınladım diyorum. Umut Operasyonu ve dava süreciyle ilgili bundan sonra da kitap yazılacağına inanıyorum. Ben ilk yolu açtım. Böyle kitapların devamı geleceğine inanıyorum. Çünkü Türkiye’nin gerçekten böyle kitaplara ihtiyacı var.

ntvmsnbc

Etiketler



Yorumlar (0)

Bu habere henüz hiç yorum yazılmamış. İlk yorumu yazmak için aşağıdaki alanı kullanabilirsiniz.

Yorum Ekle
Adınız :
Mesaj :
gönder


En çok Yorumlananlar
En çok Okunanlar






Türkiye Haritası